10.10.2010 Mannheim Zaza Kültür Gecesinin Konuşma Metni

 

Sait Çiya

 

 

Değerli Dostlar!

 

Dünyanın bir çok ülkesinde ulusal sorunlar çözüldü. Ya da çözümün biçimi tartışılıyor. Artık bir halkın dilini, kültürünü inkar etmek, yok etmek pek kabul görmüyor.

Elbette ulusal baskıyı, asimilasyonu devam ettiren ülkeler var. Ama süreç ezilen halkların özgürlüğünden yana gelişiyor. Henüz özgürlüğünü kazanmamış halklar da güçlü ulusal örgütlenmeler oluşturmuşlar.

Böylesi bir süreçte biz dilimizin yaşayıp yaşayamayacağını tartışıyoruz.

Önce bunu bilince çıkarmalıyız.

Başkaları sorunlarını nasıl çözeceklerini konuşuyorlar.

Bizim varlığımız-yokluğumuz tartışılıyor.

Biz dilimizin yok olma tehlikesi altında olduğunu uluslararası kuruluşlardan öğreniyoruz.

Aslında bu bilinen bir şey.

Gecikmiş  de olsa Zaza aydınları, kurumları bu süreci durdurmak, tersine döndermek için mücadele ediyorlar.

Ne var ki sesimizi kimse duymak istemiyor!

Bize başka gündemler dayatıyorlar.

Halk olarak yaşamak istiyorsak, gelecegimizi kendi elimize almak istiyorsak  artık bunun farkına varmalıyız.

Dilimiz ölürse, biz de ölecegiz.

Kimse bize bunun önemli olmadığını söylemesin!

Dilimizi yok etmek isteyenler, yok olmasını önemsiz görenler bizim dostumuz olamazlar.

Bu güçlerden uzak durmalıyız.

Zazaların elbette bir çok sorunu var.

Öncelikle topraklarımız askeri işgal altında.

Her şeyimiz yasaklı.

Ülkemiz son yüzyılda defalarca toplu saldırıların hedefi oldu.

Koçgiri’de, Piran-Palu’da katliamlar yapıldı.

Dersim’de soykırım yaptılar.

Halk olarak yaralıyız. Sorunlarımız çok derin.

Ama sorunlarımızı çözebilmemiz için ulusal varlığımızı devam ettirmemiz gerekiyor.

Devam ettirmenin kilidi dilimizdir. İlk önce dilimize sahip çıkmalıyız.

Dilimiz, kimliğimiz, kültürümüzdür. Zaza halkının en temel varlığıdır.

Dini inançlarımız farklı olabilir. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir.

Ama dilimiz birdir. Zazaca hepimizin dilidir.

Zazaca yok olursa, ne dinimizin, ne görüşlerimizin ve ne de gelecek tartışmalarının bir anlamı kalır.

Dilimize kıskançlıkla sahip çıkmalıyız. Artık her yerde Zazaca konuşmalı, Zazaca basın-yayını güçlendirmeliyiz.

Dilimize karşı yapılan saldırılara, inkara sessiz kalmamalıyız.

Dilimizin köleliğini savunan her türlü Türk ve Kürt örgütlenmelerinden uzak durmalıyız. Dilimize lehçe denilmesine karşı çıkmalıyız.

Ölüm tehlikesi altındaki bir dile, bu dil değildir, lehçedir demek açıkça düşmanlıktır.

Zazaca varlığımızın garantisi, yaşam onurumuzdur.

Onurumuza sahip çıkalım.

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Dostlar!

 

Son yıllarda Türkiye’de önemli gelişmeler oldu.

Türk hükümetleri Kürt sorununda adımlar attı. AKP bü süreci ilerletti.

Kürtçe Tv. açtı. Kürt sorunu tüm yönüyle tartışılıyor.

Bunlar olumlu adımlardır. Elbette yeterli değildirler. Ama çözümü kolaylaştıran adımlardır.

Peki Zaza sorununda her hangi bir gelişme var mı?

Yok!

Hükümet de Zazacanın yok olma tehlikesi altında olduğunu biliyor.

Bildiği için asimilasyonu hızlandırmak istiyor.

Zazaca Tv. talebimiz dahi reddedildi.

Öyle Üniversitelerde göstermelik bir iki kurs açmakla hiç bir şey değişmez.

Ne yazık ki kimin gücü varsa, onun da hakkı oluyor.

Halklar arasında demokrasi, insan hakları üzerine yapılan konuşmalar oyalamadan, kandırmacadan başka bir anlam taşımıyor.

Gücünüz yoksa, hakkınız da yoktur.

Zazalar örgütlenmeli, ulusal-demokratik taleplerini istemelidirler.

Biz haklarımızı talep edip, bu yönde mücadele vermezsek, kimse bize bir şey vermeyecektir.

Bugünkü hükümet demokrasi, insan hakları üzerine çok konuşuyor.

Ama gerçek adımlar atmıyor.

Aksine saldırgan bir politika izliyor.

Munzura, nehirlerimizin üzerine barajlar yaparak topraklarımızı suyla boğuyor. Sürgünü devam ettiriyor. Halkın dini değerlerine saygılı olduğunu söyleyen Hükümet, Alevi Zazaların ziyaretlerini, kutsal mekanları baraj sularıyla boğuyor.

Bu ne biçim saygıdır?

Dêrsım ormanlarının askeri güçler tarafından yakılmasını onaylıyor.

Sayın Başbakan Dersim’de 50 bin insan öldürüldü diyor.

Peki bu nedir?

Ellibin insanı planlı olarak öldürmek, köyleri yakmak, onbinlerce insanı sürgün etmek soykırım değil midir?

Bunu söylemek, ardını getirmemek, Dersim’in adını bile geri vermemek ne anlama geliyor?

Başbakan bütün bunları biliyorsa, kabul ediyorsa gerekeni yapmalıdır.

Soykırım insanlığa karşı işlenmiş suçtur.

Suç varsa, suçlunun yargılanması da olmalıdır.

AKP Hükümeti bu süreci başlatmak istiyor mu?

Eğer bu konuda inandırıcı olmak istiyorsa bir ilk adım olarak gizli belgeleri açmalıdır.

Dersim soykırımı tüm yönleriyle açıklanmalı, Dersimlilerin de taraf olduğu uluslararası bir mahkemede yargılanma yapılmalıdır.

Dahası Başbakan asimilasyonu savunarak soykırımı devam ettiriyor.

Sayın Başbakan Almanya’da „asimilasyon insanlık suçudur“, demişti.

Ben soruyorum.

Neden Zazalara karşı insanlık suçu işlemeye devam ediyorsun?

İnsanlık suçuna karşıysan, dilimiz üzerindeki tüm yasakları kaldır!

„Yapamıyorum“ diyorsan, adımlar at.

Zazaca Tv. aç. Okullara Zazaca ders koy.

AKP Hükümeti bunu yapmak istemiyor.

Anadilde eğitim-öğretim olmaz diyorlar.

Niye olmazmış?

Türkler kendi dillerinde bizim de ödediğimiz paralarla ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim-öğretim görüyorlar. Kendi dillerini bize de zorla öğretiyorlar.

Bu normal oluyor da, biz dilimize özgürlük isteyince olmuyor.

Bir halkın kendi ülkesinde dil özgürlüğü dahi yoksa, bunun adı nedir?

Bu sömürge rejimi değil midir?

Görünen o ki çözüm, demokrasi diye eski rejim, eski statüko bazı değişikliklerle tekrarlanmak isteniyor. Kürtlere bazı tavizler vererek, Kürt sorununu Türklerin lehine çözmek istiyorlar.

Türk Devletinin tüm kesimleri sorunun gerçek anlamında demokratik bir çözümünden yana değiller.

Gerçekte ulusal sorunlarda denenmiş yollar var. Örnekler var. Otonomi, federasyon örnekleri var. Türkiye çok korktuğu bölünme sonucuna gitmek istemiyorsa, halkların ulusal iktidarlarını birlik içinde gerçekleştirdiği çözüme yanaşmalıdır.

 

Ama Kürt parti ve aydınları da Zazalar hakkında iyi şeyler düşünmüyorlar. Dilimize „lehçe“ demeye devam ediyorlar. Halkımızı, ülkemizi inkar ediyorlar. Zazaların ulusal-demokratik örgütlenmesini ve mücadelesini „Zazacılık“ olarak adlandırıp engellemek istiyorlar. Dahası içimizden devşirmeler toplayarak bize karşı kullanıyorlar.

Kürt aydınlarına, demokratlarına yaptığımız çağrıyı tekrarlıyorum. Halklarımızın özgürlüğü için birlikte mücadele etmeliyiz. Zazaları inkar etmeniz, Kürt hareketini güçlendirmez, aksine zayıflatır. Kürtlerin yeterince sorunları var. Kendi elinizle yeni sorunlar yaratmayın. Milliyetçiliğin esiri olmayın. Bu yolu bizi ezenler denedi. Aynı yola girmeyin. Ezilen bir halkın yaşadıklarını, başka bir halkın üzerinde tekrarlamak istemesi acıdır. Kürt mücedelesinin özgürlük ve demokrasi yönünü güçlendirin. Zazalar ve Kürtler eşitlik ve özgürlük temelinde ortak platformlarda birlikte mücadele ederlerse çözüme giden yolu kısaltacaklardır.

 

Değerli Dostlar!

Halkımız iç birliğini geliştirip, siyasi temsilciliğini oluşturamazsa, yok olmaya giden sürecin önünü alamaz. Zaza halkının inanç farklılıklarını abartarak, ortak sorunlar ekseninde, demokratik temelde birlikte örgütlenme ve mücadelesine karşı çıkanlar, bilerek ya da bilmeyerek yok olma sürecine güç katıyorlar.

Her kes rahatlıkla görebilir. Zazalar Türk ve Kürt partilerinin yörüngesinde kendi sorunlarından çok uzaktalar. Sünni Zazalar büyük oranda AKP’nin etkisinde. AKP’nin yaptığı demokrasi şovları, dini değerlere sahip çıkma görüntüsü bu etkiyi güçlendiriyor.

Alevi Zazaların önemli bir bölümü ise Dersim soykırımının, köleliğimizin mimarı CHP’nin kontrolünde. CHP laiklik numaralarıyla Alevi Zazaları kontrol ediyor. Alevi Zazaların hiç bir demokratik talebini savunmayan, aksine karşı çıkan CHP buna rağmen etkisini koruyor.

Bilineni açıkça söylemeliyiz. Irk partileri dini inançlarımızı kullanarak halkımızı kontrol ediyor.

Dinimiz, kültürümüzün bir parçasıdır. Dini farklılıkları körüklemek, dinler arasında ayrımcılık yapmak, adına ne denilirse denilsin, bir nevi dini gericiliktir. Bize düşen görev inançlar üzerindeki baskıyı reddetmekdir. Biz inanç özgürlüğünü savunuyoruz. Din kişinin kendi vicdani sorunudur. Kim neye istiyorsa, ona inanmalıdır.

Türkiye’nin laikliği de koca bir yalandır. Bu devletin dini Kemalist İslamdır. Bu din, Alevi’ye, Hıristiyan’a, dinsize zorla dayatılmaktadır. Bu devlet gerçekten laikse, dinden elini çekmelidir.

Artık ırk rejimi eski yapısında bazı değişiklikler yapmaya mecbur.

Yeni Anayasa tartışılıyor.

Zazalar bu süreçten eli boş çıkmamalıdırlar. Eğer bir değışiklik olacaksa bu Zazaları da kapsamalıdır. Kürtçe Tv. örneğinde olduğu gibi Zazalar, Türk ve Kürt çıkarlarına peşkeş çekilmemelidir.

Herşeye rağmen çözüm bizim elimizdedir.

Özgür olmak istiyorsak, özgürlüğün mücadelesini vermeliyiz.

Ulusal kimliğimize sahip çıkmalı, haklarımızı talep etmeliyiz!

Türk ve Kürt partilerinin, çevrelerinin etkisinden çıkmalı, Zazaların bağımsız tarihsel örgütlülüğünü ve mücadelesini güçlendirmeliyiz.

 

Bu gecede emeği geçen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Geceyi düzenleyen Zaza Kulturhaus’a başarılar diliyorum.